Taze taze 2010

2009′u geride bırakmamızla beraber, Formula 1′de takım değiştiren pilotlar 2010 “kostümleriyle” çekilmiş pozlarını twitter aracılığıyla bizlere ulaştırmaya başladılar. Buyrun;

Devamı… »

Wordpress Çözümleri #01 (güncellendi)

Wordpress altyapısını ne zaman güncellesem, ana sayfanın en altında bulunan  “Önceki Yazılarım” linki, çift index sayfasına yönleniyordu. Bunu tek satır basit bir kod ile çözmek mümkün.

WP-Includes altında formatting.php dosyasını açıp aşağıdaki kodu eklemeniz sorunu çözmenize yetecektir.

1
$url = str_replace('index.php/Index.php','index.php',$url);

Devamı… »

fast food & doymuş yağlar üzerine

Resimde gördüğünüz nane, dünyanın en lezzetli yiyecek kombinasyonunu oluşturmaktadır. Her gün binlerce, belki de milyonlarca insan, transyağlardan oluşmuş bu lezzet yığınını ve benzerlerini afiyetle mideye indirmektedirler. Doğrudur; kırmızı et, içinde bol miktarda protein bulundurur, vücudunuzun kendisine gereken proteini almasına büyük miktarda yardımcı olur. İşbu durum işin pollyanna tarafını oluşturmaktadır.

Şimdi, bu naneye dair gerçekler nelermiş, bakalım. Resimde garnitür olarak kendisine yer bulan yağ yığını, güzelce kesildikten sonra yağda kızartılır. Bu işlemden sonra paketlenir, dondurulur ve françhayzing hizmeti veren restoranlara doğru “donuk” bir halde yola çıkar. Restorana ulaşan garnitürümüz, %100 bitkisel olarak tanımlanan sözde yağlarda tekrar kızartılır ve tüketiciye ulaşır.

Mönümüzde başrolü üstlenen yuvarlakımsı nane de benzer yollardan geçer. Nasıl katledildiği belli olmayan kırmızı et sahibi büyükbaş hayvan çeşitli prosedürlerden geçirilerek resimdeki şeklini alır ve yine sözde bitkisel yağlarda yakılarak kullanıma hazır hale getirilir.

Bu iki olayda üzerinde durulması gereken önemli nokta, kızartmada kullanılan yağlardır. Kapitalist mentaliteye sahip fast food restoranları kızartmada kullanılan yağların maksimum kullanım ömrüne sahip olmalarını istemektedirler. Yağ üretimi yapan şirketler bu durumu transyağ denilen yağlar ile karşılamaktadırlar. Transyağ ne demekmiş hemen bakalım.

Transyağ, doymamış bir yağ çeşidi. Et ve süt ürünlerinde de çok az miktarda doğal olarak bulunuyor, ancak ’tehlikeli’ olarak adlandırılan transyağlar, bitki yağlarına hidrojen eklenmesiyle elde ediliyor. Bu yapay işlem, yağın erimesini zorlaştırıyor ve daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Dolayısıyla, tekrar tekrar kullanılabildikleri ve ucuz oldukları için, kızartmaların bolca satıldığı fast food restoranlar tarafından tercih ediliyor.

Tavuktan patatese kadar her türlü besinin kızartılmasında kullanılan bu yağlar görünüm olarak erimiş margarine benziyor. Ayrıca bakkallarda satılan neredeyse tüm bisküvi ve çikolatalar bu yağlarla yapılıyor.

Transyağ’ın ne demek olduğunu öğrendik. Şimdi bu yağın zararlarına bakalım.

KALP: New England Journal of Medicine’de yayınlanan ve 120 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, transyağlardan alınan her kalori kalp rahatsızlığı riskini yüzde 2 oranında artırıyor. Genel ortalama dikkate alındığından sürekli olarak transyağlı gıda alanların kalp rahatsızlığı riski yüzde 53 artıyor.
KANSER: Transyağ tüketimi bağırsak kanserini riskini yüzde 20, prostat kanseri riskini ise yüzde 36 artırıyor.
DİYABET: Transyağ tüketimi diabete yakalanma olasılığını yüzde 12 artırıyor.
KARACİĞER: Transyağlar karaciğeri yorarak organın iflas etme olasılığını yükseltiyor.
KISIRLIK: Sürekli olarak transyağ alan kadınlarda üreme problemleri riski yüzde 73 oranında artıyor.

Vay anasını, bu yağlar neler de yapabiliyormuş böyle.  Ortaokul veyahut lisede fen bilgisi derslerini kulak misafiri olarak dinlemiş bir insan bile, bu yazıda, doymuş sıfatının yağ sözcüğünün önüne geldiğinde ne anlam ifade ettiğini rahatlıkla çıkarabilir.

Afiyet olsun.

NOT: Bu yazı insanları rahatsız etmek amacıyla yazılmıştır.

Clapton & Winwood

Eric Clapton ile tanışmam, 10-11 yaşlarımdayken eniştemin verdiği 24 Nights albümüyle münasebetime denk gelir. O zamandan bu zamana en sevdiğim müzisyenler arasında yer alır Eric Clapton.

Geçtiğimiz hafta açıklanan Türkiye konseri kuşkusuz beni çok sevindirdi. Clapton, yıllardır dinlediğim ve aslında dünya gözüyle bir türlü izleyemediğim/dinleyemediğim 2-3 müzisyenden biridir. Sonunda onu izleyebilecek olmak bana büyük mutluluk veriyor.  13 Haziran 2010′da gerçekleştirilecek olan konser hakkında bilinmesi gereken önemli bir nokta var.

Öncelikle, Eric Clapton kendi grubuyla ülkemize gelmiyor. Kendi grubuyla gelmiyor derken, kendi solo turlarında çalan elemanlar, Steve Winwood ile yapacağı turda yer almıyor. Bu önemli bir nokta. Çeşitli gazete ve internet sitelerinde Steve Winwood‘un ön grup olarak sahneye çıkacağını belirten yazılar okudum. Bu durum kesinlikle yanlış. Eric Clapton ve Steve Winwood beraber sahnede olacaklar ve şarkılarını beraber icra edecekler.

Bu durum beraberinde ne gibi faktörler getiriyor ? Hemen bakalım.

Konserde çalınacak parçaların çoğunluğunu şu linkte bulabilirsiniz. Gördüğünüz gibi ne bir Layla, ne bir Wonderful Tonight ne de bir Sunshine of Your Love listede yok. Neden ? Çünkü Eric Clapton solo turu kapsamında gelmiyor.

Türk dinleyicisi tıpkı Mark Knopfler konserinde olduğu gibi, konserin ortalarından itibaren Eric Clapton’ın klasikleşen parçalarını sahneye doğru haykırmaya başlayacaktır. Ama elde olan sıfır olacak.

Özet olarak, babanın konserine bir Layla veya bir Tears in Heaven dinlemeye gidecekseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Bu durum beni gram rahatsız etmese de bu tarz bir beklenti içinde olanlara arz ederim.

tumblr semaları

Aslında burayı hem foto blog hem de yazılarım için kullanmayı planlıyordum ancak tema gözüme bir hayli batmaya başladı. Yakın zamanda temada değişikliğe gideceğim. Bunun dışında çektiğim çeşitli fotoğrafları tumblr hesabımdan paylaşmayı düşünüyorum.

berkemceylan.tumblr.com
rainfalldown.deviantart.com

Bu arada simülasyoncu arkadaşlarla ning ağı altında kendi simülasyon ağımızı kurduk. Ning semalarında daha terli toplu bir yaşam sürdüreceğimize inanmaktayım.

turkiyef1.ning.com